Durun biraz! Bir yerden bi ses mi geliyor? BEEKİDO
Arı Gibi' Haber Yapan Yavrucaklarız Biz



Blogger de yayın yapmak o kadar kolay ki çocuklar... İlk önce mutlaka bir (gmail) adresine sahip olmanız gerekiyor... Ardından yukarıdaki videoyu seyretmeniz yeterli olacaktır. Sorularınız olursa bu yayının altındaki yorum bölümünden Admin'e sorularınızı yazabilir doğru yönlendirme ile sorunlarınızı dakikalar içinde çözebilirsiniz.

İlk önce sağlıklı olmayı önemsiyor, ardından gerçek dünyayı haberle öğreniyoruz. Habercilik dünyadaki saygın mesleklerden biridir. Sizde minik haberciler olarak dünyayı öğrenirken keşfedecek belkide geleceğin nabzını tutan en iyi habercilerden biri olacaksınız... Yada yaptığınız haberlerin dünyasında kaybolacak ve bir gün dünyanın en değerli bilim adamlarından, sporcularından, öğretmenlerinden, pilotlarından, sanatçılarından, iş adamlarından vb.. biri olacaksınız. Geleceğimizi sizlere emanet ediyor o gül yanaklarınızdan öpüyorum.

Mutlu Bloglar, iyi yayınlar :)

MOF Tabanlı Sistem, Kolaylıkla Havadan Su Sağlayabilir...

Tamamen Güneş Işığı İle Çalışan MOF Tabanlı Sistem, Kolaylıkla Havadan Su Sağlayabilir. Havadan doğrudan su yakalamak için metal-organik bir çerçeve (MOF) kullanan bir cihaz, ABD araştırmacıları tarafından geliştirildi. Sistem, ek bir enerji gerektirmeden sadece güneş ışığı kullanarak havadan günde birkaç litre su yakalayabilir ve bırakabilir.


Su buharı çevremizdeki havayı dolduruyor, ancak Dünya nüfusunun üçte ikisi su sıkıntısı çekiyor.

Bu nedenle havadan temiz su elde etmek bariz faydalar sağlar. Mevcut teknikler sıklıkla havanın su buharı tutma kapasitesini azaltmak için soğutulmasını içerir. Fakat Dünya’nın kurak bölgelerinin nemi genellikle düşüktür, bu nedenle hava büyük ölçüde soğutulmalıdır. Bu, büyük miktarda enerji tüketir. Zeolitler ve silis jelleri gibi gözenekli malzemeler, su moleküllerini daha nemli havadan adsorbe edebilir, ancak bu materyallerin genellikle sınırlı kapasiteleri vardır ya da serbest bırakmak için yüksek sıcaklıklara ihtiyaç duyarlar. Kaliforniya Üniversitesi’nden kimyager Omar Yaghi, “Seçici olarak su sağlayan, ancak çok suya sıkı tutunmayan bir malzemeye ihtiyacınız var” diyor.


Bir çeşit kaygı bozukluğu ve gelişmeleri kaçırma korkusuyla gereksiz yere pişmanlık duyma davranışı olarak tanımlanan Fear of Missing Out'un (FOMO), sosyal medyaya bağlı olarak yaygınlaştığı bildirildi.

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yaptığı açıklamada, popüler psikiyatride "gelişmeleri kaçırma korkusu" olarak bilinen FOMO'nun sosyal medya kullanımıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya araçlarında bilginin çok hızlı aktığını belirten Tarhan, "Bazı insanlar uyanır uyanmaz, sosyal medya hesabından kendisiyle ilgili yorumları inceliyor. Olumsuz eleştirileri okuyor, beğenileri takip ediyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Tarhan, sosyal medyaya aşırı ilgi duyan kişilerde bazı ruhsal problemlerin ortaya çıkabildiğine değinerek, şunları kaydetti:

"Sosyal medyaya aşırı ilgi duyan kişilerin beyni, herhangi bir uyuşturucu madde almadığı halde, sanki almış gibi haz duyar ve bazı hormonlar salgılar. Biz buna 'sanal uyuşturucu' diyoruz. FOMO belirtileri gösteren bu kişiler, ödüllendirilme ihtiyacı hissediyor ve bazı kaygılar taşıyor. Bu kişiler, sanal ortamda yer almadığı zamanlarda kendisini kötü hissediyor. Böyle bir duygu beyinlerine yerleşiyor."

"Sosyal medya, amaç değil araç olmalı"

Geçmişte sosyal çevrenin aile, ev ve iş çevresiyle sınırlı olduğunu hatırlatan Tarhan, "Sosyal medyadaki ağlar nedeniyle kullanıcılar, bir anda on binlerce insana ulaşabilir hale geldi. Onlardan gelecek bildirimleri alma imkanına kavuştu. Bu durum, sosyalliğin yeniden tanımlanmasına sebep oldu" değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Tarhan, sosyal medyanın bir amaç için kullanılmasının daha doğru olacağını söyledi. Kişinin kendini geliştirmesi için sosyal medyadan faydalanmasında bir sakınca olmadığının altını çizen Tarhan, "Sosyal hedefleri ve amaçları olmayan gençler, FOMO'ya kurban gidebilirler. Bir süre sonra onlar sosyal medyayı değil, sosyal medya onları yönetmeye başlar" ifadelerini kullandı.

Tarhan, son yıllardaki bilimsel çalışmalarda insanlarda yeniliği arama geninin keşfedildiğini anlatarak, şunları söyledi:

"Bu gene sahip kişiler FOMO konusunda daha da risk taşıyor. Bu gen, Türk milletinde de var. Örneğin Türkler yeni model telefonları ya da teknolojiyi satın almada dünyada ilk sırada yer alıyor. Biz, dünyada yeniliğe en çok ilgi duyan ve takip eden toplumlardan biriyiz. Bu durum bizim at üzerinde gelişen geçmişimizle ilgili. Gen havuzumuzda yenilik arayışı geni var. Özetle kişi tüm zamanında sosyal medya ile meşgulse günlük yaşam aktivitelerini, işini, eşini ya da çocuğunu aksatacak derecede sosyal medyayla ilgileniyorsa tedavi gerekir."

Nevzat Tarhan, ebeveynlerin ergenlerin sosyal medya kullanımına dikkat etmesi gerektiğini ifade ederek, "Özellikle Z kuşağındaki gençler, özgürlükçü, zevkçi ve sabırsız olma özelliklerine sahipler. Bunları taşıyan gençler de FOMO risk grubunu oluşturuyor. Bu gençler, madde bağımlılığı riskini de taşıyorlar" diye konuştu.

"FOMO uyuşturucudan daha tehlikeli"

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi, Sosyal Medya Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ali Murat Kırık da FOMO'nun uyuşturucudan daha tehlikeli olduğunu savundu.

Kırık, FOMO'nun "çağın en büyük teknolojik hastalığı" olduğunu kaydederek, "Akıllı telefonların ortaya çıkmasıyla birlikte bireyler internetin olduğu her noktadan sosyal paylaşım ağlarına erişebilir duruma geldiler. FOMO hastalığı bu zemin üzerinde hayat buldu" değerlendirmesini yaptı.

Sosyal medyada akıllı telefonlarla aracılığıyla oynanan bazı oyunların bağımlılığı arttırdığını ifade eden Kırık, şöyle konuştu:

"Sosyal medyadaki rekabet ortamı ve oyunların sürekli olarak kullanıcıları çevrimiçi olmaya teşvik etmesi FOMO'nun yaygınlaşmasını sağlayan en temel etmenlerden. Gelişmeleri kaçırma korkusu bireyleri kültürel açıdan da olumsuz yönde etkiliyor. Onları sosyal medyanın oluşturduğu sanal kültürün bir parçası durumuna getiriyor. Özellikle Facebook üzerinden paylaşılan içeriklerin beğenilmemesi de FOMO hastalığını tetikleyen diğer bir etmen. Paylaştığı içeriklerin beğenilmemesi bireyi sürekli olarak sosyal medyayı kontrol etmeye itmekte ve bu durum davranış bozukluklarının meydana gelmesine neden olmaktadır."

Yrd. Doç. Dr. Kırık, FOMO'nun belirtileri arasında sosyal medyadaki kullanıcı bilgilerin sık sık güncellenmesi, profil fotoğraflarının gün aşırı değiştirilmesi, iş esnasında paylaşımların takibi ile anlamsız şekilde sürekli konum bildirimi yapılmasının yer aldığını dile getirerek, "FOMO'dan kurtulabilmek için, farklı sosyal etkinliklere katılmak, sosyal çevreyle daha fazla vakit geçirmek, sanal ortamda geçirilen süreyi sınırlamak ve değişik hobiler edinmek gerekir"

Kaynak: Habertürk


KAĞIT KULLANIMI


Kağıt, günlük yaşantımızda önemli yer tutan malzemelerden biridir. Ana maddesi ağaç olan kağıt, gazete, dergi, paket kağıdı, peçete olarak kullanılmakta ve çöpe atılmaktadır. Çöplerin % 40'ını kâğıt oluşturmaktadır.

- Bir ton kullanılmış kağıt, geri kazanıldığında 16 adet çam ağacının, bir ton kullanılmış gazete kağıdı geri kazanıldığında ise 8 adet çam ağacının kesilmesi önlenebilir.

Kağıdın geri dönüşümü konusunda yürütülen çalışmalarla bir ölçüde de olsa ağaçların kesilmesi engellenmektedir. İnternet sayesinde yazışmaların ve yayıncılık etkinliklerinin elektronik ortamda yapılmasının da kağıt kullanımını azaltacağı düşünülmektedir.

Atık Kağıtları Nereye Verebiliriz?


Atık kağıt ve kartonlarımız için Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı - ÇEVKO, Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı – ÇEKÜL, Türkiye Erezyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı –TEMA ve yerel yönetimlerle bağlantıya geçebiliriz.

KATI ATIKLARIN GERİ DÖNÜŞÜMÜ:


Kullanım dışı kalan, geri dönüştürülebilir atık malzemelerin, çeşitli geri dönüşüm yöntemleri ile hammadde olarak tekrar imalat süreçlerine kazandırılması işlemine geri dönüşüm denmektedir.

Tüketilen maddelerin geri dönüşümü ile;

- Hammadde ihtiyacı azalır. Böylece insan nüfusunun artışı ile paralel olarak artan tüketimin doğal dengeyi bozması ve doğaya verilen zarar engellenmiş olur.

- Yeniden dönüştürülebilen maddelerin tekrar hammadde olarak kullanılması büyük miktarda enerji tasarrufunu mümkün kılar. Örneğin, yeniden kazanılabilir alüminyumun kullanılması, alüminyumun sıfırdan imâl edilmesine oranla %35'e varan enerji tasarrufu sağlar.

- Çevre kirliliği engellenir. Kullanılmış kağıdın tekrar kağıt imalatında kullanılması hava kirliliğini %74-94, su kirliliğini %35, su kullanımını %45 azaltabilmektedir.

KATI ATIKLARIN GERİ KAZANIMI


Bütün evsel katı atıkların % 68 ’ini organik atıklar, kalan kısmını ise kâğıt, karton, tekstil, plastik, deri, metal, ağaç, cam ve kül gibi maddeler oluşturmaktadır.

Ülkemizde günde yaklaşık 65 bin ton çöp üretilmektedir.

Çöp miktarının yaklaşık % 15-20 ’sini geri kazanılabilir nitelikli atıklar oluşturmaktadır.

Ülkemizde ve dünyadaki katı atıkların yönetiminin üç temel ilkesi vardır. Bunlar: 1. Az atık üretilmesi, 2. Atıkların geri kazanılması, 3. Atıkların çevreye zarar vermeden yok edilmesi.

Uygun şekilde depolanmamış çöpler yeraltı ve yüzeysel su kirliliğine, haşerelerin üremesine, çevreye kötü kokuların yayılmasına, görüntü kirliliğine ve taşıyıcı hayvanlar vasıtasıyla mikropların yayılmasına neden olmaktadır.

Atıkların özelliklerinden yararlanılarak içindeki bileşenlerin fiziksel, kimyasal veya biyokimyasal yöntemlerle başka ürünlere veya enerjiye çevrilmesine GERİ KAZANIM denilmektedir.

Kullanılmış ambalajların ve diğer değerlendirilebilir atıkların genel çöpten ayrı ve temiz olarak toplanması yöntemi geri kazanım sürecinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Ayrı toplanan geri kazanılabilir atıkların geri dönüşüm işlemine tabi tutulabilmesi için cinslerine göre de ayrılmaları gerekmektedir.

Atıkların geri kazanımı konusunda ülkemizde uzun yıllardır süre gelen çalışmalar vardır. Cam, kâğıt, karton, plastik, metal ve kompozit (içecek, hazır çorba, cips v.b. ambalajları) gibi atıklar özellikle çöp dökme sahalarından ve sokaklardan toplanmakta ve ham madde kaynağı olarak çeşitli sektörlerde kullanılmaktadır.

Ambalaj artıklarının kontrolü yönetmeliği ile geri kazanım uygulamaları konusunda yetkilendirilen ÇEVKO, Türkiye’de 55 belediyeyle sözleşmeli olarak geri kazanım uygulamaları yönetmektedir.

Geri Kazanımla; - Doğal kaynaklarımız korunur, - Enerji tasarrufu sağlanır, - Ekonomiye katkı sağlanır, - Çöplüğe giden atık miktarı azalır ve geleceğe yatırım yapılır.

Geri Kazanım Konusunda Bunları Biliyor Muyuz?

- Yalnızca 100.000 aile gereksiz yazışmayı durdurursa, her yıl 150.000 ağaç kesilmekten kurtulacaktır.

- Bir büro elemanı yılda, 81 kilo yüksek vasıflı kağıdı çöpe atmaktadır.

- Plastik ambalaj atıkları yıkanıp granül haline dönüştürülerek ikincil ürün üretiminde ham madde olarak, sera örtüsü, plastik torba, marley, pis su borusu, elyaf ve dolgu malzemesi ile araba yedek parçası yapımında kullanılmaktadır.

- Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olmaktadır.

- Bir cam şişe doğada 4000 yıl, plastik 1000 yıl, ciklet 5 yıl, bira kutusu 10-100 yıl, sigara filtresi 2 yıl süre ile yok olmamaktadır.

Geri Dönüşüm ve Geri Kazanım Konusunda Bizler Neler Yapabiliriz?

- Toplama yerleri dışında çöp atarak çevreyi kirletenleri mutlaka uyaralım.

- İnsan sağlığına zararlı kimyasal maddeler içeren temizlik ürünleri yerine doğal bileşenlerden oluşmuş ve çevreye zararlı olmayan ürünleri tercih edelim.

- Ambalaj çöp değil aynı zamanda bir ham maddedir. Yeniden kazanımı mümkün olan ambalajları evlerimizde ayrı toplayalım.

- Herhangi bir ürünü alırken geri dönüşümlü olmasına dikkat edelim.

- Kâğıtlarımızı, defterlerimizi tutumlu kullanıp, kullanılmış kağıtları geri kazanalım.

- Plastikler doğada parçalanma süresi en uzun olan maddelerden olduğu için yok edilmesi güçtür. Bu nedenle bu maddeleri mümkün olduğunca ayrı biriktirip geri kazanılmalarını sağlayalım.

- Bir kere kullanıp atacağımız poşetler yerine, sürekli kullanabileceğimiz bez torba, sepet ve fileleri tercih edelim.

Kaynak: www.cevko.org.tr


NASA’nın Bilim Misyonları; insanoğlunun uzayda yaşamı keşfetme eşiğinde olduğunu açıkladı. Dünya'ya benzer 7 gezegenin keşfi dahil NASA'nın son başarılarını da sıralayan bilim adamı, “Sadece bizim galaksimizde milyarlarca gezegen keşfedilmeyi bekliyor.” dedi.

İnsanoğlunun uzayda yaşamı keşfetme eşiğinde çocuklar,  “Yaşam arayışıyla ilgili bu kadar bilim dalında bu kadar geniş faaliyet yürütülürken biz tarihin en önemli keşiflerinden birinin eşiğinde bulunuyoruz”.

Kova takımyıldızın da TRAPPIST-1 yıldız sisteminde Dünya'ya benzer 7 gezegenin keşfi  ile, “Sadece bizim galaksimizde milyarlarca gezegen keşfedilmeyi bekliyor” .

Gökyüzüne bakmaktan korkmayan çocuklar.. geleceğin yıldızlarında konaklayacaklar...

Gökyüzünü Türk çocuklarına emanet ediyor, sizinde bir gün fezanın derinliklerinde bir yerde
Bir Türk köyü kuracağınıza inanıyorum. 😅

Yıldızlarla uyuyun ama hep gözünüz açık olsun !

Mutlu bloglar, iyi yayınlar.

bu yöntem ile her birimiz birer hafıza şampiyonu olabiliriz!

Bilgileri, isimleri, numaraları bir çırpıda hatırlayan, mekânları, hatıraları bütün ayrıntıları ile tasvir eden, arkadaş ortamlarında " Benim hafızam iyidir! " diyen şanslı insanlara biraz imrenerek bakarız genellikle.

Fakat son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar hafızanın egzersizler ile geliştirebileceğini bir kez daha gösterdi. Bu egzersizlerden biri "loci tekniği" olarak biliniyor ve mucizevî gelişimler sağlayabiliyor!
Beynimiz... Vücudumuzun diğer tüm organlarının merkezi kontrolünü sağlayan yönetici organımız.

O yüzden malum kendisi pek bir önemli.
Bilişsel sinir bilimciler, inanılmaz bellek yeteneklerinin ardındaki bağlantıları açığa çıkarmak için 23 "Dünya Hafıza Şampiyonu"nun beyinlerini taradı.

Elde edilen bulguları kullanarak, ortalama hafıza kabiliyetine sahip bireylerin hafızalarını 40 gün içinde geliştirmeyi başardılar.

Çalışmanın sonuçları ise Neuron isimli akademik dergide yayımlandı.
Hafıza şampiyonları, hafıza becerilerini geliştirmek için birtakım egzersizlere ve stratejilere sahip olduklarını söylediler.


Bu, araştırmacıların düşüncelerini geliştirmesi konusunda yardımcı oldu.
Hollanda'daki Radboud Üniversitesi'nden araştırmacılar yapısal MRI taramaları kullanarak istisnai bir hafızaya sahip insanların beyinlerini araştırarak işe koyuldular.

Sürpriz biçimde, taramalar hafıza şampiyonlarının beyninin fiziksel yapısının daha büyük olmadığını gösterdi.

Fakat bununla beraber, beyinlerinin bağlantı biçimindeki muazzam farklılıkları gözlemlediler.

Özellikle, bu şampiyonlarda güçlü bir şekilde farklılaşmış görünen 25 bağlantıdan oluşan bir alt küme vardı.
Bilim insanları bu kişileri "loci antrenmanı" programı ile çalıştırdılar. Bu teknik, tarihte ise ilk önce eski Yunanlar ve Romalılar tarafından ortaya kondu.

Egzersizin temel mantığı, bir fiziksel alanı, belki de bir sokağı veya parkı görselleştirmek ve hayalinizdeki alanda "yürürken” bazı kelimelerin, öğelerin veya kavramların yerini hatırlamaktır.
Eğitimin verimli olabilmesi için 40 gün süreyle günde en az 30 dakika çalışmayı gerektiriyor. Eğitimden önce bireyler ortalama 26 ila 30 kelimeyi hatırlayabilirken, daha sonra, ortalama 65 kelimeyi hatırladılar.

Daha sonra, bu 25 bağlantının herhangi bir şekilde değişip değişmediğini görmek için bir MR incelemesi gerçekleştirdiler.

Bulguların en belirgin olanı, iki beyin bölgesi arasındaki bağlantının büyük bir artışın gerçekleşmiş olmasıydı: Medial prefrontal korteks ve sağ dorsolateral prefrontal korteks olarak adlandırılan bu bölgeler, sırasıyla, mevcut bilgi ve stratejik öğrenme ile ilgili yeni bilgilerle ilişkili.
Eğitim ve egzersiz yoluyla herhangi bir kişi, beyninde yeni ve güçlü bağlantılar oluşturarak, hafıza açısında âdeta bir süper insana dönüşebilir mi?

Araştırmacılar bunu gözlemleyebilmek adına ortalama hafıza becerilerine sahip 51 kişiyi bir araya getirdiler.
Bilişsel sinirbilimin alanında çalışan Yrd. Doç. Dr. Martin Dresler, konuya ilişkin yaptığı açıklamada bu bağlantıların etkilenmesinin mantıklı olduğunu ve bu bölgelerin egzersizler ile aktive edilecek bölge olduğunu belirtti.

Kısacası bu yöntem ile her birimiz birer hafıza şampiyonu olabiliriz!

Kaynak: onedio
Zekiyseniz Sebebi Anneniz!

İyi bir üniversiteyi kazandıysanız, kolay öğrenen biriyseniz ve notlarınız iyiyse, genel olarak kendinizi zeki biri olarak görüyorsanız, telefonu elinize alın ve annenize teşekkür edin.

Psychology Spot'ın yayımladığı bir çalışma zeka geninin anne ve babadan değil sadece anneden geçtiğini ortaya çıkardı. Elite Daily'de karşımıza çıkan bu araştırma, annenin IQ seviyesinin en büyük etken olduğunu öne sürüyor.